Erdem, Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde doğdu.1989’da Türkiye’ye göç etti.1995 yılında Ankara Üniversitesi’nden Peyzaj Mimarı olarak mezun oldu. Aynı yıl Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans kürsüsünde kentsel tasarım okudu.

Sunay Erdem yurtiçi ve yurtdışında, birçok kentsel tasarım projeleri gerçekleştirdi. Özellikle uluslararası projeleri ve katıldığı yarışmalarda aldığı dereceler adının öne çıkmasını sağladı. Ülkemizde peyzaj mimarlığı mesleğinin bilinirliğine yaptığı katkıyı çok kayda değer buluyoruz.

Erdem Reykjavik, Vancouver, La Spezia, Riverton, New York, San Francisco, Musul, Nogales ve Orlano’da açılan uluslararası mimarlık yarışmalarında birincilik ödülleri aldı. Kendisiyle yaptığımız kısa söyleşi boyunca bize yol göstericisi ve hocası olan Turgay Ateş’i hatırlattı. Biz de bu içtenliği için kendisine teşekkür ediyoruz.

Peyzaj mimarlığı eğitimine nasıl başladınız?
1989 yılındaki büyük göçle Türkiye’ye gelmeden önce Sofya’da mimarlık okuma hayalim gerçekleşmemişti. Bulgaristan’da teknik lisede okuyordum. Lise son sınıfı da Ankara’da Beşevler İnşaat Teknik Lisesi’nde tamamladım.

Henüz vatandaşlığımız onaylanmadığı için her bölüme sınavla yabancı iki öğrenci girebiliyordu. İlk tercihim ODTÜ Mimarlıktı çok az bir farkla ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama ve Gazi Mimarlık Bölümü’nü kaçırdım. Peyzaj mimarlığı o yıllarda çok bilinen bir meslek değildi. 1990 Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü kazanmıştım. Ziraat Fakültesi’nin tarım fakültesi olduğunu öğrenince üzülmüştüm. Tasarım ağırlıklı bir eğitim almak istiyordum fakat bitki bilgisi ağırlıktaydı.

Peki Turgay Ateş’le nasıl tanıştınız?
Benim çizimlerimdeki hareketi ve ilgimi fark eden Halim Perçin hoca bana bir gün “Yarın seni Türkiye’nin en iyi peyzaj mimarlarından birinin yanına götüreceğim” dedi. O gece uyuyamadığımı hatırlıyorum. Sabah oldu Turgay Ateş hocanın ofisine gittik. Çizimlerimi gösterdik. Turgay hoca çizimlerimdeki birkaç hatayı gösterdi.

Sonrasında ikinci sınıfın ilk döneminden itibaren hocanın bürosuna gitmeye başladım. Bürodaki farkı gördükçe okuldaki derslerden çok soğudum. O dönem dokuz dersten kaldım. Okulu biraz zor bitirdim. Benim okulum rahmetli Turgay Ateş’in bürosu oldu diyebilirim. Turgay hocanın bürosuna gidebilmek için bütün devamsızlık haklarımı kullanıyordum. Çünkü inanılmaz şeyler öğreniyordum. Çok etkilenmiştim.

Sürekli el çizimini taklit ediyor, nasıl çiziyor, neyi kullanıyor diye bakıyordum. 1997 yılına kadar 4 yıl Turgay hocayla dirsek temasında çalıştım. Askerlik dönüşü büromu Turgay hocanın bürosunun sokağında açtım. İş olarak da destek aldık Turgay hocadan. O kadar çok etkilenmiştim ki yazım şeklimi ona benzetmeye başlamıştım. Onun gibi çizmeye çalışıyordum galiba usta çırak ilişkisi böyle etki yaratıyordu. Kendi çizgilerimi bulmam on yılı buldu. Benim hayatımda rahmetli Turgay Ateş’in çok önemli bir rolü var.

Türkiye’de ilk yarışmaya ne zaman katıldınız?
Yarışmalara katılmaya 2000’li yılların sonunda başladım. İlk uluslararası yarışma 1997 yılında Selanik’teydi. Ödül alamadım ama kayda değer projelerin arasında görünmesi beni çok mutlu etmişti. Askerde tasarım grubuna seçildim. 1998 yılında Çanakkale Şehitleri ve Gelibolu Yarımadası’nın kentsel dönüşümü ilgili bir yarışmaya katıldım. Katıldığım ilk 13 yarışmada ödül alamadım ama katılan projeleri inceliyordum. Farklı ülkelerden, farklı kültürden gelen projeleri incelemek beni zenginleştiriyordu.
İlk ödülü nerede aldınız?
İlk ödülümü 1998-2000 yılları arasında, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı satın alma yarışmasında kazandım. O zaman ödül olarak plaket ve 5 bin lira aldığımızı hatırlıyorum. Daha sonra birkaç ulusal yarışmaya daha katıldım ama seçilen projeleri görünce hayal kırıklığına uğradım. Bu sebeple uluslararası yarışmalara yöneldim. İtalya’da katıldığım bir yarışmada projem beğenildi ve kitaba alındı. Bu beni teşvik etti fakat katıldığım 13 uluslararası yarışmadan ödül alamadım.

Neden katılıyordunuz yarışmalara?
Günlük hayatta piyasaya uygulama projeleri yapıyorsanız, kurumlara/belediyelere yaptığınız işler varsa o işler çok bunaltıyor. Şurayı değiştir, buraya bunu yap gibi denetimler sürekli baskı yaratıyor. Hafta sonları yarışmalara çalışıyorduk, yarışmalar bize nefes oluyordu. Örneğin Valencia’da katıldığımız ve mansiyon aldığımız yarışmaya Norman Robert Foster gibi çok ünlü mimarların katıldığını gördük. Projemizin onların projelerinin yanında sergilenmesi beni çok mutlu etti. O zamanlar Norman Robert Foster 70 yaşındaydı. En son hangi unvana sahipti bilemiyorum ama buna rağmen yarışmaya projeler gönderiyordu. Yarışma kültürü çok farklı bir şey. Türkiye’de çok iş yapan mimarlar, peyzaj mimarları yarışmalara vakit bulamıyoruz diye katılmazlar. Çünkü derece alamazsa prestijini kaybedebilirler. Norman Robert Foster gibi birinde bu kaygının olmadığını gördüm.
Meksika duvarı ve Obama Kütüphanesi
Trump, Meksika sınırına yüksek duvarlar yapacağını ilan edince Amerika’daki sivil toplum kuruluşları buna tepki olarak duvar yerine ne yapılabilir diye yarışma düzenlemişti. Bu yarışmaya 50 metresi Amerika, 50 metresi de Meksika toprağında olan ve iki ayrı toprağın birleştiren kültürel bir park önerdim. Sınırı geçmek isteyen Meksika vatandaşlarına ne kadar zengin bir kültürleri olduğunu hatırlatan tasarımım ödül aldı. Amerika’da her başkanın dönemi bitince doğduğu şehre bir kütüphane yapılıyor ve başkanlık dönemi boyunca olumlu olumsuz yaptığı icraatların, belgeleri halka açık bir şekilde sergileniyor. Barack Obama Kütüphanesi yarışmasını da iki farklı kuruluş düzenlemişti. Orada da dereceye girdik ve Beyaz Saray’da sergilenen projeler arasında yer aldık. Uluslararası yarışmalarda bir başarı elde ettiğimizde konu ulusal basına yansıyor ve sıra dışı bir şeye dönüşüyor.
Peki Central Park
Central Park 200 yıllık bir park, ağaçlar yaşlanacak… 100 yıl sonra bunu nasıl idame ettireceğiz kaygısıyla sivil toplum kuruluşlarının açtığı bir yarışmaydı. Kuruyan ağaçların ve boş alanların tarıma açılması fikrini sunmuştum. Manhattan New York’ta zamanla gıda sorunları olabileceği için binaların çatılarında organik tarım önermiştim. New York’a ilişkin metropol yerine kavram türeterek Tarlapol demiştim. Tarım yapılacak alanlara giden yollara tarımsal çevre yolu fikrini önerdim. Bir buçuk gün gibi kısa bir zamanda hazırladım projeyi. Yarışmada birbirine eşdeğer dört birincilik aldı. Tarımı ön plana çıkardığım için projem öne alındı. Son zamanlarda tarımı projelerimde daha çok kullanıyorum.
Ankara, İstanbul, İzmir şehirler hakkında neler düşünüyorsun?
Şehirler arasında pek bir fark kalmadı. Bizim şehirlerimizde her şey AVM’lerde. Barcelona’ya iki veya üç defa gittim orada her şeyi sokakta bulabilirsin. Bir kafeye gidip orada olmaktan keyif alabilirsin. Ankara’da yalnızca evden işe gidebiliyorum, keyif alabildiğim bir yer yok maalesef. İstanbul tabii daha farklı. Cumhuriyet döneminden kalan yapılar Ankara’nın kimliğini oluşturuyor, onun dışında son 20-30 yılda yapılan pek bir şey yok. İnsan Ankara’da kendini bir fanusta yaşıyormuşuz gibi hissediyor.
Peyzaj mimarlığı eğitimi hakkında ne düşünüyorsun?
Peyzaj mimarlığı bölümü mimarlık fakültelerinde olmalı. Ben Ziraat Fakültesi’nde okudum. Orada yaşadığım zorluklardan ve kendi arayışımdan dolayı peyzaj mimarlığı, şehir planlamanın aynı kampüste olması gerektiğini düşünüyorum. Peyzaj mimarlığıyla şehir ve bölge planlama öğrencilerinin aynı kampüs içerisinde, mimarlık fakültesinde ortak dersler almaları, ortak projeler yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Hepsi aynı çatı altında olursa tasarım disiplini daha iyi olur. Yani üç disiplin bir arada olmalı
Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsun?
Yarışmalara katılmaya devam edeceğim. Üzülerek söylemem gerekiyor ama beni daha çok yurtdışından çağırıyorlar. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar gibi ülkelerden çağırıyorlar. Orada dünya kupasının yapılacağı statların çevre düzenlemeleri için çağırmışlardı. Yine Kuveyt’te bir üniversitenin kampüsünü yaptık. Kendimi ifade edebileceğim, keyif alacağım işleri yapmak istiyorum. Ufuk açıcı kentsel tasarım projelerinde yer almayı tercih ediyorum.
Uzungöl’den söz eder misin?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yaptığım iki etaplı bir projeydi. Geçen yıl projenin ilk etabı uygulandı. Çevresindeki yol yapıldı ve ikinci etabı başlayacak. Üzerine bir yıldan fazla çalıştım, hazırladığım projede otellerin çevresinde kalanlar haricinde kaçak yapılar kaldırılmıştı. Etrafına sadece bisiklet, yaya yolu olacak şekilde sade ve basit bir proje yapıldı. Tamamen doğa restorasyonu önerdim ve gölün etrafına renkli ögelerden ziyade yerel bitki dokusuyla orijinal haline geri çağırmayı amaçlayan bir peyzaj tasarladım. Arap turistler için şık görünen değil de ruhu olan bir peyzaj diyelim.







